Strict Standards: Non-static method rvsManageComponent::validateManageComponent() should not be called statically in /home/tiroidcc/public_html/ZAYIFLAMA.php on line 7

Strict Standards: Non-static method rvsManageComponent::getRvsitebuildDir() should not be called statically in /home/tiroidcc/public_html/scripts/rvslib/component/rvsManageComponent.php on line 52
TIROID GUATR NODUL HASHIMOTO TROID ENDOKRIN DIYET PROF DR METIN OZATA
Prof Dr Metin Ozata
Tiroid Guatr Uzmani
Ana Sayfa      ZAYIFLAMA
 
 
ZAYIFLAMA
PROF DR METİN ÖZATA


Fazla kilolardan kurtulmanın ilk yolu sağlıklı ve dengeli beslenmek ve egzersizi artırmaktır. Zayıflayacağım diye aç kalmak, çok az veya dengesiz beslenmek, öğün atlamak, kahvaltı yapmamak ve tek gıdaya dayalı yanlış diyet veya beslenme alışkanlıkları, vücudunuzda birçok hastalığın ortaya çıkmasına neden olabileceği gibi, verilen kiloların hemen geri alınmasıyla sonuçlanır. Önemli olan, günlük kalori alımını, vücudun temel besin ihtiyacını karşılamayı göz ardı etmeden, sağlıklı ve dengeli bir şekilde ayarlamak ve bunu sürdürmektir. Burada yapmamız gereken akılcı gıda seçimidir ve bunun yolu da glisemik indeksi düşük olanları tercih etmektir.

Zayıflamak ve yaşamınızı sağlıklı bir kiloda sürdürmek istiyorsanız piyasadaki bilimsellikten uzak diyet kitaplarına, internetteki sıradan diyet listeleri veya zayıflama metotlarına fazla rağbet etmemenizi, öncelikle Gİ diyetini öğrenmenizi öneriyorum. Zayıflama yapan mucizevi ilaç veya diyetler peşinde koşmayınız. Böyle bir yöntem veya ilaç şu an dünyada yoktur. Bu tür yöntemlerle başlangıçta belki biraz kilo verirsiniz ancak daha sonra yine kilo alırsınız.

Glisemik indeks (Gİ), karbonhidratların kan şekerini yükseltme gücünü gösteren bir kavramdır. Önceleri şeker hastaları için geliştirilmiş ise de daha sonra yapılan bilimsel çalışmalar glisemik indekse dayalı beslenmenin kilo kontrolü sağladığı ve kronik hastalıklardan bizi koruduğunu ortaya koymuştur. Zayıflamak ve sağlıklı olmak için’’Gİ diyeti’’ dediğimiz bu beslenme tarzının herkese faydalı olacağı açıktır. Özellikle kilo vermek isteyenler, atıştırma atakları olanlar, reaktif hipoglisemi dediğimiz kan şekeri düşüklüğü olanlar, şeker hastaları ve metabolik sendromu olanların mutlaka bu şekilde beslenmesi gerekir.

Kalıcı ve başarılı zayıflamanın temel kuralı yaşam tarzı değişikliği yanında beslenme değişikliği yapmaktır. Diyetlerle kilo verilip tekrar alınmasının başlıca nedeni yaşam değişikliği yapmamak veya eski beslenme alışkanlıklarını tekrar başlamaktır.

Erişkin yaşlarda kilo almaya veya obeziteye neden olan başlıca faktörler hareketsizlik ve aşırı beslenmedir. Bunun dışında yaşın ilerlemesiyle de kilo almaya başlarız. Kadınlar için kilo alımının en fazla olduğu dönemler gebelik, emzirme ve menopoz dönemleridir. Kadınlarda doğum sayısı arttıkça kiloların da arttığı gözlenir. Tiroid bezi yetmezliği (hipotiroidi), reaktif hipoglisemi denilen kan şekeri düşüklüğü, böbreküstü bezinin aşırı kortizol üretmesi ve yumurtalıklardaki kistlerle karakterize polikistik over hastalığı gibi hormon bozuklukları da kilo alımının önemli nedenleridir.Evlendikten sonra düzenli yeme döneminin başlaması veya sigarayı bırakınca iştahın artması da kiloyu artıran olaylardır. Suyun az içilmesi, aşırı alkol kullanımı, depresyon ve bazı psikolojik sorunlar, emeklilik ve gece vardiyasında çalışmak gibi, bazı sosyal ve psikolojik nedenler kilo alımında önemli etkenlerdir. Anne ve babamızdan aldığımız genetik yük de kilo alımının önemli bir nedenidir. Anne ve babanın fazla kilolu olması veya şeker hastası bir anneden doğmak da kilo alma açısından risk anlamına gelir.

Kilo almada yanlış yemek yeme alışkanlıklarının da önemli bir yeri vardır. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

    * Hızlı yemek yemek, büyük lokmalar halinde yemek, az çiğnemek ve çatalı-kaşığı elinden hiç bırakmamak
    * Öğün atlamak, öğün aralarında devamlı atıştırmak
    * Televizyon seyrederken, kitap veya gazete okurken yemek yemek
    * Üzüntü ve sıkıntılı durumda aşırı yemek yemek
    * Çok fazla yemek yemek
    * Ziyaret ve davetlere sık katılmak, tatlı ve şeker ikramlarını reddetmemek
    * Akşam yemeğinden sonra, yatıncaya kadar devamlı bir şeyler yemek
    * Az su içmek
    * Akşam eve gelince yemeğe kadar abur-cubur yemek

Hormon Bozukluklarına Bağlı Fazla kiloluluk:

Bazı hormon bozuklukları kilo almanın önemli bir nedenidir. Fazla kilolu bir kişide bu hormon hastalıklarının olup olmadığı mutlaka araştırılmalıdır. Kilo almanın sık görüldüğü hormon hastalıkları, sıklıkla tiroid bezi yetmezliği veya böbreküstü bezinin aşırı çalışmasıdır.
Tiroid bezi boynumuzda bulunan, kelebek şeklinde bir salgı bezidir ve metabolizmamızı kontrol eden tiroid hormonlarını salgılar. Tiroid hormonlarının T3 ve T4 olmak üzere iki tipi vardır. Bu hormonlar az salgılandığında, hipotiroidi dediğimiz hastalık oluşur, metabolizma az çalışır ve sonunda kilo alınır. Tiroid ameliyatı geçirenlerde, Hashimoto tiroiditi denen tiroid hastalığı olanlarda ve 50 yaşından sonra kadınların çoğunda tiroid bezi yetmezliği gelişir. Bu kişilerde halsizlik, yorgunluk, el ve yüzde şişme, unutkanlık, kan yağlarında yükseklik ve en önemlisi kilo alma olur. Fazla kilolu kişilerde mutlaka tiroid hormon tetkiklerinin yapılarak tiroid bezinin az çalışıp çalışmadığı kontrol edilmelidir. Tiroid bezi yetmezliğinin tedavi edilmediği fazla kilolu kişilerde kilo vermek çok zordur. Bu hastalarda tiroid hormonu tedavisiyle TSH hormon düzeyinin normal sınırlarda olmasının sağlanması gerekir.
Reaktif hipoglisemi dediğimiz kan şekeri düşüklüğü kilo alımının ve kilo verilememesinin önemli nedenlerinden birisidir. Bu kişilerde yemek sonrası kan şekeri düşer ve arkasından tatlı yeme isteği oluşur. Bu nedenle yapılan tatlı atıştırmaları kilo alımına neden olur. Pankreas bezinden aşırı insülin hormonu salgılanması ile kendini gösteren insülin direnci denilen hastalıkta kanda yüksek miktarlarda bulunan insülin hormonu kan şekerinde düşmeler yaparak kilo alımına katkıda bulunmaktadır. Bu nedenle zayıflayabilmek için bu yüksek insülin düzeylerinin azaltılması gerekir. Bazı ilaçlar, kilo verme ve spor yapmak insülin hormonunu azaltarak kilo vermeye ilave katkıda bulunur. İnsülin hormonu yüksek kişilerde zayıflama olsa bile tekrar kilo alımı olmaktadır.
Böbreküstü bezinin aşırı çalışması durumunda bu bezden fazla miktarda kortizol hormonu üretilir. Kortizol hormonunun fazlalığı ise, vücutta özellikle karın ve ensede yağ birikimine ve fazla kilolulığa neden olur. Bazı hastalıkların tedavisinde kullanılan kortizon ilacı da aynı mekanizma ile kilo alınmasına neden olmaktadır.
Kadınlarda fazla kiloluluğa neden olan önemli bir hormon hastalığı da polikistik over sendromu denen ve yumurtalıkta kist oluşması, tüylenme ve adet bozukluğu ile kendini gösteren hastalıktır. Bu kadınların önemli bir kısmında fazla kilo ve şeker hastalığı görülür. Adet bozukluğu, tüylenme ve fazla kilolu olmanın bir arada olduğu bu hastalarda yumurtalıkların incelenmesi ve bu hastalığa yönelik tedavilerin yapılması gerekir. Bu şekilde tedavisi yapılmayan kadınların zayıflaması zordur.
Kadınlarda süt salgılatan hormon olarak bilinen, prolaktin hormonunun fazla salgılanması da kilo almaya yol açan bir hormon bozukluğudur. Prolaktin hormonu beynimizde bulunan hipofiz bezinden salgılanır. Hipofiz bezindeki tümörler aşırı prolaktin hormonu salgıladığında adetlerde bozulma, memeden süt gelmesi, tüylenme ve kilo alımı olur.

Yukarıda belirtildiği gibi zayiflamak için önce altta yatan nedeni yani hormon bozukluğunu saptamak gerekir. Diyet yapmadan önce bir Endokrin uzmanına başvurunuz.

KAYNAKLAR
1. Prof Dr Metin Özata, Kişiye Özel kalıcı Zayıflama Rehberi, Gürer yayınları, 2009
2. http://www.zayiflamadr.com
3. http://www.diyetdr.com
 
ŞOK DİYET

Bazı kişler hızlı zayıflamak için Şok Diyet adı verilen veya ''3 günlük şok diyet'' veya ''bir haftalık şok'' diye adlandırılan diyetlerle zayıflayabileceklerini sanırlar. Oysa bilimsel literatürde böyle bir diyet şekli yoktur. Zaten 3 günde vrya bir haftada zayıflatan diyet kalorisi çok düşük olan diyetlerdir ki bunlar genelde 800 kalorinin altında olup sağlığa zararlıdır. Bu diyetler nedeniyle kişide kanda sodyum ve potasyum gibi mineraller azalır, kalp ritim bozuklukları, adet ve seks bozuklukları görülebilir. Bu nedenle şok diyetleri önermiyoruz.

ŞOK DİYET YERİNE NE YAPMALI?
Bir kişi zayıflamak istiyorsa öncelikli olarak kilo almasına neden olan hormon veya metabolizma bozukluğunun saptanması gerekir. Önce obezite ,ile uğraşan bir ENDOKRİN uzmanına başvurarak kendisinde hangi metabolik bozukluğun olduğu ortaya konmalıdır.

HORMON BOZUKLUĞU SİZİ ZAYIFLATMAZ

Çabu kilo alıyor ve zor kilo veriyorsanız sizde hormon bozukluğu vardır. Özellikle Hashimoto hastalığı, guatr, insülin direnci, prolaktin, kortizol gibi hormon bozukluklarının araştırılması ve ona uygun bir tedavinin yapılması gerekir. Aksi takdirde ne diyeti yaparsanız yapın biraz kilo verseniz bile hızla kiloları geri alırsınız.

EN İYİ DİYET HANGİSİDİR?
En sağlıklı ve bilimsel diyet veya beslenme şekli Gİ DİYETİ yani glisemik indeks diyetidir. Gıdaların glisemik endeksi yani kan şekerini yükseltme gücüne göre gıdaların seçimini yapmak ve akılcı karbıonhidat tüketimi yapmak en uygunudur.

Gİ DİYETİ NASIL YAPILIR?

Yüksek glisemik indeksli (GI) yiyecekler, düşük GI yiyeceklere göre tokluk kan şekerinde ve yemek sonrası 2 saatlik kan şekeri cevabında daha çok artışa neden olurlar. Dünya Sağlık Örgütü sağlıklı yaşam için nişasta içermeyen polisakkaritlerden oluşan, düşük GI’li karbonhidrat ağırlıklı diyetin (Enerjinin %55’inden fazlası karbonhidrattan) tüketilmesini desteklemektedir.
Besinlerin kısa süreli doyurucu etkileri incelendiğinde düşük GI’li besinlerin yüksek olanlara göre daha doyurucu olduğu bulunmuştur. Yüksek GI ‘li öğünler, düşük GI’li öğünlerle karşılaştırıldığında yemek sonrası dönemde, kan şekerinde daha fazla yükselme ve düşmeye ve insülin düzeylerinde daha fazla artışa sebeb olurlar. Sonuç olarak ileri saatlerde yağ asitlerinde ve kan şekerinde daha fazla düşüşe ve acıkmaya neden olurlar. Düşük GI li gıdalarla ise insülin fazla yükselmediğinden kan şekeri fazla düşmez ve açlık olmaz.
Düşük GI’li besinlerin tüketilmesinin obez çocuklarda vücut kitle indekslerinde (kilolarında) daha fazla azalmaya neden olduğu bildirilmiştir

Glisemik indeksi düşük gıdalarla beslenince insülin hormonunda azalma ve enerji artması oluştuğu gibi yağ depolanması azalır ve mevcut yağlar yakılmaya başlar. Sonuçta da kilo kaybı oluşur. Düşük GI’li beslenme kilo kaybını 2 mekanizmayla yapar:
1. Doygunluğu artırarak
2. Yağların yakılmasını artırarak

Düşük GI’li gıdalar yüksek GI’li gıdalara göre daha uzun süre tok tutarlar ve bu nedenle sonraki öğünde daha az yemeyi sağlarlar. Bir yemekteki GI oranını % 50 artırdığınızda doygunluk hissinde % 50 azalma olmaktadır. Doygunluk hissindeki bu artış bağırsaktan salgılanan kolesistokinin hormonunun düşük GI li diyetle daha fazla artış göstermesine bağlıdır.
Diğer diyetlere karşılık bu Gİ diyetinin faydalı olmasının nedeni insülin direncini kırmasıdır. 1200 kalorinin altında diyet yapmak insülin direncini arttırır ve kilo aldırır. Kilo vermek için acıkmanın ve tatlıya saldırmanın önlenmesi gerekir. Bunun yolu da düşük glisemik indeksli gıdalarla beslenmekten geçmektedir.
Diyetteki yağı azaltmakla veya toplam kaloriyi çok azaltmakla veya karbonhidrat miktarını çok azaltmakla açlık hissi baskılanamaz ve tekrar kilo alırsınız. Düşük glisemik indeksli beslenmede aç kalma veya özel bir beslenme şekli, yani bir gıdaya dayalı beslenme, yoktur.
Düşük glisemik indeksli beslenme ile
1. Yemeklerden sonra oluşan uyku basması, öğleden sonraları oluşan enerji kaybı, halsizlik yok olur. Enerji kaybı veya halsizlik yemek sonrası oluşan insülin ve şekerdeki dalgalanmalardan kaynaklanmaktadır. Beyine yeterli glukoz geldiğinden konsantre olursunuz. ve yorgunluğunuz ortadan kalkar.
2.Tip 2 diyabet, kalp hastalığı, tansiyon, depresyon ve bazı kanserler önlenir.
3.İyi uyku uyursunuz.
4. Acıkma nöbetleri azalır ve kalkar

Normalde acıkma vücudun yemek ihtiyacı olunca ortaya çıkan bir durumdur. Ancak acıkmanın vücudun ihtiyacı olmadığı zamanlarda oluşması normal değildir. Bu nedenle de ihtiyaç olmadan yemek yenildiği için kilo alınır. Normal olmayan bu acıkma atakları kandaki insülinin dalgalanmasından oluşur. Yüksek Gİ’li karbonhidrat yenince kan şekeri ve insülin hızla yükselir ve sonra kan şekerini hızla normalin altına indirir ve tekrar acıkma oluşur. Tekrar tatlı bir şeyler yerseniz aynı durum tekrar eder gider. Eğer bu acıkmalar sırasında yüksek GI’li gıda yerine düşük GI’li gıda yenirse acıkma nöbetleri azalmaya başlar.
Acıkma ataklarını stres de artırabilmektedir. Stres artınca tatlı gıdalara yönelme olmasının nedeni beyindeki serotonin denen mutluluk hormonunun bu gıdalarla artması yüzündendir. Stresle artan kortizol hormonu da serotonini azaltmaktadır. İyi uyuyamayan kişilerde de acıkma atakları olma nedeni serotonin azlığındandır.